An gelir birikeni hissedersin. Biriken umutlar, sevinçler, bekleyişler, şaşkınlıklar, sıradanlıklar, hüzünler daha neler neler. An gelir birikeni hissedersin, hem de tam kaleminin ucunda. İstediğin de, istemediğin de birikir. Çünkü biriktiren yürektir.
Herkesin beklediği vardır. Mutlak gelecektir, hem de birikenlerle. Kurulmuş hayatlar yaşanıyor her yerde. Her yerde bekledikleri belli birileri dolanıyor. Elimize ayağımıza dolanıyor. Ve an geliyor bekledikleri beklediğimiz oluyor. Bunları gördüğünde yüreğin parçalanıyor. Sevgiyi, şaşkınlığı, nedensizliği, kederi, boşluğu ve daha neleri neleri biriktiren yüreğin parçalanıyor.
Sonra yüreğinin derinliğini taşıyan gözlerin, iki silah gibi karşılıklı çatılmış kaşlarının altında kalıyor. Hep keder, hep hüzün, hep aynılık, hep ayrılık eziyor gözlerini. Bakışların hep mahpus!
“Günün sesi var, gecenin sessizliği… ”
Gecenin sessizliği, gece kondular gibi yıkılıyor; gürültüyle, kadınların feryatlarıyla. İnanmak istemeyenlerin biriken acılarıyla. Ağıtlarla…
“DOST HASRETİ ZOR İMİŞ…”
Mutlak bir teslimiyet hep sonumuz. Ya ölüme ya da ölümün küçük kardeşi uykuya. Ardımızda kalan ise yüreklerde birikenler.
27.08.2003 ÇARŞAMBA Mars’ın dünyaya ve güneşe en yakın olduğu gün. Daha önce 60000 yıl önce bu kadar yakın olmuş.


