23 Nisan 2009 Perşembe

"DOST HASRETİ ZOR İMİŞ"

An gelir birikeni hissedersin. Biriken umutlar, sevinçler, bekleyişler, şaşkınlıklar, sıradanlıklar, hüzünler daha neler neler. An gelir birikeni hissedersin, hem de tam kaleminin ucunda. İstediğin de, istemediğin de birikir. Çünkü biriktiren yürektir.


Herkesin beklediği vardır. Mutlak gelecektir, hem de birikenlerle. Kurulmuş hayatlar yaşanıyor her yerde. Her yerde bekledikleri belli birileri dolanıyor. Elimize ayağımıza dolanıyor. Ve an geliyor bekledikleri beklediğimiz oluyor. Bunları gördüğünde yüreğin parçalanıyor. Sevgiyi, şaşkınlığı, nedensizliği, kederi, boşluğu ve daha neleri neleri biriktiren yüreğin parçalanıyor.


Sonra yüreğinin derinliğini taşıyan gözlerin, iki silah gibi karşılıklı çatılmış kaşlarının altında kalıyor. Hep keder, hep hüzün, hep aynılık, hep ayrılık eziyor gözlerini. Bakışların hep mahpus!


“Günün sesi var, gecenin sessizliği… ”


Gecenin sessizliği, gece kondular gibi yıkılıyor; gürültüyle, kadınların feryatlarıyla. İnanmak istemeyenlerin biriken acılarıyla. Ağıtlarla…


“DOST HASRETİ ZOR İMİŞ…”


Mutlak bir teslimiyet hep sonumuz. Ya ölüme ya da ölümün küçük kardeşi uykuya. Ardımızda kalan ise yüreklerde birikenler.


27.08.2003 ÇARŞAMBA Mars’ın dünyaya ve güneşe en yakın olduğu gün. Daha önce 60000 yıl önce bu kadar yakın olmuş.

16 Nisan 2009 Perşembe

Yüksekliğini Kaybediyor Sesim

"beni biraz anlasaydın
gözlerime inansaydın
biliyorsun yapamazdım
gitmezdim bu şehirden"

Tulum sesi nasılki yüksekleri anımsatır, kendi sesim de içimdeki derinliği anımsatıyor bana ve bir süredir kendi sesimden korkar oldum. Ne zaman duyacak olsam bir rüyanın ortasında buluyorum kendimi; gerçeklikten giderek (kimi zaman durarak) uzaklaşıyor görüyorum. Oysa o en çok sırtımı dayadığım düşlerimi bulamıyorum. Gerçeğin kendisi inanılması güç bir kabus oluyor ve 'en güzel yerine - sonuna' ulaşamıyorum.

7 Nisan 2009 Salı

"Çin İşkencesi"

Kafamıza bir teneke geçirilir, elimiz kolumuz bağlı, tenekeye musluktan su damlatılır. İlk anlar çekilir olsada zamanla kafamızın tokmakla dövüldüğü düşüncesi belirecektir.

Bu kafamda çok yer etmiş olacak ki sürekli tekrar eden (periyodik) sesleri pek sevmem. Sadece sesleri değil hayattaki aynılıkları da sevmem. Ancak itiraf etmeliyim ki hayattaki aynılıkları fark/tespit etmek, sesleri fark etmek kadar kolay olmuyor. Kimileri son anlarında anlıyor, kimileri ise hiç bir zaman anlamıyorlar. Büyük hareketliliklerin içindeyken aldığımız sanal keyifler bizi yanıltıyor. Oysa herbiri diğerinin tekrarı olan günler sunuyor hayat bize...

3 Nisan 2009 Cuma

Seni İSTANBUL yapmalı!

Başını dumanlı gördüğüm, dağlar değil tepelere kurulmuş gökdelenler ve bir kıtadan diğerine bir adım gibi atılmış köprüler. Ve radyoda yükselen bir ses çağırıyor beni:


"Seni Çengelköy'ünden asmalı İstanbul
Yıkmalı beton köprülerini
Seni kulelerinden asmalı İstanbul
Seni İstanbul yapmalı."

2 Nisan 2009 Perşembe

YALAN


Kimin kime yalan söylediği bilinmeyince ortada dönen gerçeğin aslında ortada dönen yalanların birer türevi olduğu ortaya çıkıyor.