uyandığımı sandığımda aslında gerçekten ne kadar uzakta olduğumu anlayamadım bile. Çünkü uyandığım(ı sandığım)da dokunabileceğim kadar yakındı, oysa düşümde masanın karşısında ve ulaşılmaz gibiydi. Nasıl inanmasaydım?'Rüyaların en güzeli hangisidir?' diye düşündüm. 'Gerçekleşsin diye çabaladığın düşlerin gerçekleştiğini gördüğün' diye yanıtladım. Ve sonra 'rüya mı? düş mü?' diye sürdürdüm. 'Düş' dedim sonra. Rüya geçmiştir, değiştiremezsin. İstemeyerek girdiğin bir sinema salonunda izinsiz alınmış görüntülerin (bu görüntüler sana ait de olabilir, senin gözünle de çekilmiş olabilir) zorla izlettirilmesi gibidir. Kimi zaman gerçeğe benzer, kimi zaman gerçeği özletir, kimi zaman özlediğini gerçekleştirir rüyalar. Rüyaların en iyi ve en kötü anı sonudur. İyidir, çünkü bazen ona kabus deriz ve kötüdür çünkü o bizim düşlediğimizin ta kendisidir.
Ama düş senindir, başı da senin, sonu da senin. Tümüyle senin isteğin, ihtiyacındır. Bir zorlama yoktur. İster kurar, ister kurduğunu yıkar ve istersen hiç bu işe bulaşmazsın. Gerçeğin çölünden kaçıştır düşlerin. Düş kurarken ister gerçeğe benzetirsin, ister rüyalarına, ister kendine, ister başkalarına benzetirsin. Çöle dönen gerçeğin içinde bir kum tanesi olmaya isyan ediştir, kendini düş ormanında bir ağaç kabul ederek. "Düşlerin kadar özgürsün!" Gerçeğin sınırlarını taşıyorsan eğer düşlerine, vay senin haline. sonsuz bir çöldeki kum tanesinden beter küçülür, kaybolursun kendi içinde. Ve bu öyle bir kayıp ki, .... bulamazsın.
